| İLLA EDEB İLLA EDEBİYAT.... |
SÜTLÜ SORUNUN HİKAYESİElimi, kolumu kaldırıp kulaç atmaya çalışırken ayaklarımın da hangi hareketi yapmasını bilmeliydim. Birbirine uyumlu olmalıydı uzuvlarım. Bütün olmalıydı bahşedilen her aza. Artık ayaklarım yere basmalıydı ‘Yüzebilmen için önce ayağının karada yere basması gerek’ dediler. Oysa ben hep ayağımın üzerindeydim. Derken sözlerin mecaz olduğunu, mecazların hakikat olmadığını anladım. Kazanma savaşındaydım. Ama iki ayrı cephede kazanma savaşı başlamıştı bir anda. Bir yanda varlığın savaşı bir yanda var olmanın savaşı. Ben var olmanın savaşından bir kesit anlatacağım şimdilik. İnsan-ı Kamil, İngilizlerin tabiriyle Perfect Human, günümüz Türkçesiyle Yetkin Birey. Bunun için merhaleler merhaleler… Öss ye hazırlanıyordum vesselam. Bir akşam okul dönüşü güzergahımda Rahmetli Gaffar Okan’ın şehadete ulaştığı yol ve her geçerken duyduğumuz hüzün ile düşünceye dalışımız tekrarlandı. Annemizin merhameti, sevgisi bir sabahtan bir akşama biriken özlemleri kapıyı açtı. Yorgunluğumu, içten vurgunluğumu yüzümden okuyordu. Mükellef bir akşam yemeği için harekete çoktan geçmişti bile mutfakta var olanla en muhteşemini yapıyordu. İnsanın yaşam köşelerini bildikten sonra tabiatta bulunan ve geometri adlı bilimde toplanan şekillerin irdeleyen hesaplayan Harizmi’ den farkım içimdeki açıları, acıları, yükseklikleri, çapları henüz hesaplayamamamdı. Bir soru vardı çözemiyordum, her cevapsız soru beni bulmaz ki deyip işi inada bindirmiştim. Çözememiştim Yoğun bir çalışmanın ardından, yorgunluk bastırmış ve gözlerimden akan uyku, başımı taştan taşa vurmamak için yastığa vurmuştu. O soru cevapsız kalmıştı. Annem kapıyı aralayınca uyuduğumu görmüş, hep örten elleri yine üstümü örtmüş ve bir bardakta süt getirmişti. Sütü içirtmek için adımı her zaman ki gibi birinci de kısa ikinci de uzun çağırmış ama ben birincide uyandığım için ikinci kendime az da olsa gelmemi sağlamıştı. Bardağı alıp ‘Ben bu soruyu çözerim’ deyince sorunun sütün içinde eriyen şekerden daha karışık bir bileşime sahip olduğunu sabah bu konuşma bana hatırlatılınca anlamıştım. Evet, o hırs belki soruyu o an çözmeme yetmemişti ama daha sonra süte soru gözüyle bakan gözlerimin ve her bir uzvumun bütünleştiğine, menzile maksuda giderken bir’leştiği anlamıştım.. 14:47 - 5/2/2009 - yorum yaz
|
Hakkımda Hep aynı hayale bu yolculuk.. Ana Sayfa Profilim Arşiv son peygamber karakutu gazeteler araştıralım Kategoriler Son Yazılar - Cemil MeRİÇ 'İnsan' - Dedim... - Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme - 'Kırma Dostun Kalbini...' Yunus Emre - HAMMAL!!! - SÜTLÜ SORUNUN HİKAYESİ - SİS HAYDAR ERGÜLEN - Taş Gazeli - İNŞİRAH - DÜŞ-ÜŞ-LEME... | ||